Mesut's profile TRUVALI HEKTORPhotosBlogListsMore Tools Help

TRUVALI HEKTOR

Hektor, eski Yunan mitolojisinde tarihin gördüğü ilk ve gerçek kahramandır.

Mesut Erkek

Occupation
Location
Interests
aklı karışık

Video

 
Lists

Windows Media Player

Video

 

Custom HTML

http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html

Video

object width="425" height="350"> 
LÜTFEN OKUYUN
TİYATRO METİNLERİ

Video

 
When You're Gone @ Yahoo! Video

Video

 
Cooties @ Yahoo! Video

Video

 

Video

 

Video

 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ellerine saqlık kardşim süper olmuş spacen bir iki blogunu ders notum için aldım tşk ederim =)
Nov. 26
KOD ADI:CEZA
23 Temmuz 12:09
  
Oct. 26
>Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
NubianGraphics.com
 
 
Sept. 16
lilyumwrote:
Çok güzel bi alan olmuş Gülümseme Ellerinize sağlık
                                               İyi geceler Gülümseme
Sept. 16
Picture of Anonymous
ANATOLİA MELEKLER ŞEHRİ wrote:

 


                              
             
http://xat.com/web_gear/chat/embed.php?id=20720916&GroupName=ANATOLiATR">Get ANATOLiATR chat group | http://xat.com/ANATOLiATR">Goto ANATOLiATR website

July 13
yunus erolwrote:
 
DJ HASRET.NET <SOHBET>     DJ HASRET.NET <FORUM>     DJ HASRET.NET <SOHBET>
May 27
No namewrote:

     
Mar. 10
tarık kecewrote:
sohbet kanlıan hoışgeld 
Get COCOIN_iN_MEKANINA_HOGELDNZ chat group | Goto COCOIN_iN_MEKANINA_HOGELDNZ website
iniz
Jan. 26
PuLaTwrote:

 

 

 

 

Dec. 20
 
Get your own Chat Box! Go Large!
Dec. 20
esmer guselwrote:
mrb benim sitemi ziyaretin icin sagollll :) senin sayfanda gusell olmus emigine saglik kendine iyi bak hoscakall
Dec. 11
evangelinewrote:
selam...
space, space dolaşırken birde baktım kendimi senin alanında buldum... alanın coğrafi şartlara çok uygun :)))..... neyse bende seni alanıma çay içmeye davet ediyorum. umarım sende benim alanımı beğenirsin... hoşça kalın... 
Nov. 4
Photo 1 of 13

Video

 
LÜTFEN OKUYUN

Nazım Hikmet ve tabloları

Nazım'ın Bilinmeyen Tablosu  (alıntı)


Nâzım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde yaptığı tablo gün ışığına çıktı. 
01 Ekim 2008 / 10:06


Portre, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’nda da adı geçen, Nâzım’ın mahpus arkadaşı Sarı Seyfettin’e ait 

Geçtiğimiz aylarda dünyaca ünlü şairimiz Nâzım Hikmet’in bilinmeyen bir şiiri ve yarım kalmış üç roman taslağı bulunmuştu. Eşi Pirâye’nin arşivinde bulunan bu eserler hepimizi heyecanlandırmış ve merak içinde bırakmıştı. 
Bu kez onun 5 Aralık 1940-8 Nisan 1950 yılları arasında kesintisiz olarak yaklaşık 10 yıl hapis yattığı Bursa Cezaevi’nde yaptığı, daha önce gün ışığına çıkmamış, tuval üzerine yağlıboya bir tablosun u ortaya çıkarmanın mutluluğunu yaşıyorum. 

Bir Usta ozan Nâzım Hikmet’in 1942 yılında kendi elleriyle yaptığı bu tablonun diğerlerinden önemli bir farkı var: Bu tablodaki portre ünlü şairin “Memleketimden İnsan Manzaraları” eserinde adı geçen o yılların İnegöl Güneykestane (Çerkez) Köyü Muhtarı Sarı Seyfettin’e ait... 
... 
Eskişehirli arabacı Selim: 
‘- Nafiledir Alaman’ın encamı’, diyordu, 
‘nasıl olsa bir yerde devrilip kalacak. 
Eli bıçaklı, vuran kıran adamın sonu 
Ya köpek ölümüdür, ya pezevenklik 
Yahut da mahalle bekçiliği’. 
İtiraz etti Sarı Seyfettin 
(Çerkez köyünün muhtarı): 
‘- Bilemem Alamanları 
Ama vurucu olan pezevenk olmaz’. 
Arabacı Selim haykırdı adeta: 
‘- Beter olur’. (1)

 
Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmet’in yeni bir şiiri bulundu. Eşi Piraye’nin arşivinden “Dört Güvercin” adlı şiiri


geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş,
güvercinlerin gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok 
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı,

uçtu sudan...

 
Otoportre, Tuval üzerine yağlıboya, 18 x 22 cm



Otoportre, Kâğıt üzerine kara kalem




Bursa Cezaevinde, Kontrplak üzerine yağlıboya, Bursa, 1946, 67 x 49 cm



 
Otoportre, İstanbul, 1939, Kâğıt üzerine pastel, 30 x 38 cm



PİRAYE'NİN PORTRELERİ

"Zevcem, ruhurevanım Hatice Pirayende", Çankırı, 1940, Kâğıt üzerine pastel, 17 x 25 cm




Çankırı, 1940, Kâğıt üzerine pastel, 25 x 36 cm




 
Piraye, Çankırı, 1940, Kâğıt üzerine pastel, 17 x 25 cm



Piraye,Çankırı, 1940, Kâğıt üzerine pastel, 11 x 16 cm



Piraye, Çankırı, 1941, Tuval üzerine yağliboya, 31 x 44 cm


____________ ______

 
Çankırı Hapishanesi, 1940, Karton üzerine pastel, 30 x 19 cm





Kalaycı Dükkanı, 1940, Karton üzerine pastel, 35 x 25 cm



Bursa, 1941, Tuval üzerine yağlıboya, 28 x 25 cm


____________ ______
Nâzım resim yapmaya annesine özenerek başlamış olmalı. Celile Hanımın ressamlığı varlıklı bir kadının oyalanmak için seçtiği bir hobi değil, bir tutkuydu. Ressam olmak için evini barkını dağıtıp Paris'e gittiği söylenirdi. Kadıköy'de oturduğumuz yıllarda, Nâzım, annem, ben, arada bir ona giderdik. Odaları yaptığı tablolarla doluydu. Evi tam anlamıyla bir ressamın eviydi. 

Resimden başka bir şey düşünmediği açıktı. Yalnız yaşıyordu, ama her zaman çok süslüydü. Güzelliğe vurgun bir insan olarak anılırdı. Yüzünü aşırı boyadığı için Nâzım kızar, söylenir, "Şimdi hepsini silmezsen, çıkıp gidiyorum," diye kapıya yönelirdi. Celile Hanım boyalarını silmeye yanımızdan ayrılınca, annem, "Nâzım, niye böyle yapıyorsun, o bir ressam, yüzünü de bir tablo gibi boyuyor, niye anlamıyorsun! " diye fısıldardı. Ben de merakla bakınırdım iş nereye varacak diye...Nâzım'ın resim yaptığını ilk Mithat Paşa köşkünde oturduğumuz yıllarda görmüştüm. Ama bunlar yağlıboya ya da pastel resimler değildi. Karakalemle mi, ya da yumuşak bir kurşunkalemle mi, bilmiyorum, evdeki herkesin yandan kafalarını çizmişti.

( Vala Nurettin )Nazım Hikmet ve tabloları


Insanlar onlara ne söylediginizi unutabilirler.
Insanlar onlara ne yaptiginizi da unutabilirler.
Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiginizi asla unutmazlar.”
 
Nâzım Hikmet’in bilinmeyen bir tablosu  bir şiiri ve yaptığı resimlerden bazılarından örnekler.

BİR KADIN FOTOĞRAFÇI: JULIA MARGARET CAMERON


"The Echo frontal" J.M.Cameron


 

Fotoğraf tarihinin önemlikadınfotoğrafçılarından biri de Julia Margaret Cameron (1815-1879)’dur. İngiliz fotoğrafçı Cameron, 49 yaşında fotoğrafı bir hobi olmaktan çıkartıp, neredeyse takıntı haline getirdiği söylenmektedir. Kızının boş vakitlerini geçirmesi için aldığı bir fotoğraf makinesi ile sanat yaşamına adım atan Cameron, daha sonraki dönemlerde İskoçya ve Londra Fotoğraf Derneklerine üye olmuştur. (The Photographic Societies of London and Scotland)


"Julia Jackson" J.M.Cameron
 


Sanatçının fotoğraflarında sembolik anlatımları ve portreleri göze çarpmaktadır. Pre-Raphaelitelerden oldukça etkilendiği göze çarpan sanatçının çalışmalarında bu sanatsal duruş dikkati çeker.


"Mariana" J.M.Cameron
 


Benden önce gelen tüm güzellikleri yakalamaya çalıştım ve bu özlemimi sonunda giderdim. İşin zorluğu bu ilgi alanının değerini artırdı. Hiçbir sanat bilgisi olmadan başladım. Önceleri küçük siyah kutumu nereye koyacağımı ve modelime nasıl odaklanacağımı bilmiyordum.“ şeklinde kendisinden bahseden Cameron, daha sonraları çektiği ilk fotoğraftan “ilk başarım” olarak söz eder.


"Herschel" J.M.Cameron
 


J.Herschel portresi ile kuzeni Julia Jackson portreleri bunların arasında dikkat çeken çalışmaları arasında gösterilebilir. Portrelerinde özellikle koyu arka plan tercih eden fotoğrafçı, ön planda kullandığı ışıkla arasında bir kontrast yaratmaktadır. Cameron’un fotoğraflarında Barok resimde görebileceğimiz bir ışık- gölge ilişkisi görülebilir. Tıpkı Barok ressamların yaptıkları portreler gibi, ışık-gölge farkından doğan bir dramatizasyon etkisi onun fotoğraflarına yansır. Bununla birlikte yumuşak odaklanma tekniği ile çalışan fotoğrafçının çalışmalarında bu resimsel ifade kendisini hissettirir. Alfred Stieglitz ve Edward Steichen’ın içinde bulundukları resimsel akıma bir nevi öncülük etmiştir denilebilir.


"Niece Julia" J.M.Cameron
 


Bir başka önemli nokta da, fotoğrafçının üslubundan öte, 19.yüzyılda kadınların sosyal ve sanatsal yaşama aktif anlamda katıldıklarını göstermesi açısından izleyicileri önemli bir figür oluşturuyor. Bu dönemdekadınressamlar ve yazarlarla birliktekadınfotoğrafçıların da kültürel hayatın içerisinde etkin bir biçimde var olduklarını Julia Margaret Cameron’dan izleyebiliyoruz.

"Julia Jackson" J.M.Cameron


Kuşkusuz 19.yüzyıldan önce dekadınsanatçılar ve yazarlar vardı; fakat bunların birçoğu da tarih yazımında görmezden gelinmiş, atlanmıştır. Sanayi Devrimi’nden sonra modernizmle birlikte Cameron gibi birçokkadınfotoğrafçı etkinliklerde bulunmuş, fotoğraf tarihinin içerisindeki yerlerini almışlardır… 
 

Pluto-Bound Science Instrument Renamed for Girl Who Named Ninth Planet

The student-built science instrument on the New Horizons mission to Pluto has been renamed to honor one of astronomy's most famous students - the "little girl" who named the ninth planet more than 75 years ago.

The Student Dust Counter - the first science instrument on a NASA planetary mission to be designed, built and operated by students - will now be known as the Venetia Burney Student Dust Counter, or "Venetia" for short. The tag honors Venetia Burney Phair who at age 11 offered the name "Pluto" for the newly discovered ninth planet in 1930.

Asteriod
Venetia Burney at age 11, when she suggested the name "Pluto" for the newly discovered ninth planet in 1930.
Credit: Venetia Burney Phair (via the BBC)

"I feel quite astonished, and to have an instrument named after me is an honor," says Venetia Burney Phair, now 87 and living in Epsom, England. "I never dreamt when I was 11, that after all these years, people would still be thinking about this and even sending a probe to Pluto. It's remarkable."

"It's fitting that we name an instrument built by students after Mrs. Phair, who was just a grade-school student herself in England when she made her historic suggestion of a name for Pluto," said Dr. Alan Stern, the New Horizons principal investigator, of the Southwest Research Institute, Boulder, CO. "It's also a great honor to recognize Mrs. Phair for her historic, early role in the saga of the ninth planet."

The instrument, designed, built and currently operated by students and faculty advisors at the University of Colorado, Boulder, begins full science operations in July after a series of post-launch tests and checkouts. As a mission Education and Public Outreach project, "Venetia" is counting and measuring dust particle impacts on New Horizons along the spacecraft's entire trajectory to produce information on their production, transport and loss and, by inference, the population of comets and other distant colliding bodies that are too small to detect with telescopes. The dust counter could also be used to search for dust in the Pluto system; such dust might be generated by collisions of tiny impactors on Pluto and its moons, Charon, Nix and Hydra.

The device combines two major elements: an 18-by-12-inch detector mounted on the outside of the spacecraft, and an electronics box inside the craft that determines the mass and speed of the particles that hit the detector. Because no dust detector has ever flown beyond 18 astronomical units from the Sun (nearly 1.7 billion miles, about the distance from Uranus to the Sun), Venetia's data will give scientists unprecedented measurements of the size and spatial distribution of dust in the outer solar system.

Asteriod
The assembled Student Dust Counter instrument prior to installation on the New Horizons spacecraft in August 2004.
Credit: NASA/JHUAPL/SWRI

With faculty support, University of Colorado students will also distribute and archive data from the instrument and lead a comprehensive education and outreach effort to bring their results and experiences to classrooms of all grades over the next two decades.

For more information on the instrument, visit http://lasp.colorado.edu/sdc/

Kepler Mission Rockets to Space in Search of Other Earths

March 11, 2009
Source:  NASA

Liftoff of the Delta II rocket carrying NASA’s Kepler spacecraft. Credit:  NASA/Jack Pfaller.NASA’s Kepler mission successfully launched into space from Cape Canaveral Air Force Station at 10:49 p.m. EST on Friday, March 6. Kepler is designed to find the first Earth-sized planets orbiting stars at distances where water could pool on the planet’s surface. Liquid water is believed to be essential for the formation of life.

“It was a stunning launch,” said Kepler Project Manager James Fanson of NASA’s Jet Propulsion Laboratory. “Our team is thrilled to be a part of something so meaningful to the human race — Kepler will help us understand if our Earth is unique or if others like it are out there.”

Engineers acquired a signal from Kepler at 12:11 a.m. Saturday, after it separated from its spent third-stage rocket and entered its final Sun-centered orbit, trailing 950 miles behind Earth. The spacecraft is generating its own power from its solar panels.

“Kepler now has the perfect place to watch more than 100,000 stars for signs of planets,” said William Borucki, the mission’s science principal investigator at NASA’s Ames Research Center. Borucki has worked on the mission for 17 years. “Everyone is very excited as our dream becomes a reality. We are on the verge of learning if other Earths are ubiquitous in the galaxy.”

Engineers have begun to check Kepler to ensure it is working properly, a process called “commissioning” that will take about 60 days. In about a month or less, NASA will send up commands for Kepler to eject its dust cover and make its first measurements. After another month of calibrating Kepler’s single instrument, a wide-field charge-couple device camera, the telescope will begin to search for planets.

The first planets to roll out on the Kepler “assembly line” are expected to be the portly “hot Jupiters” — gas giants that circle close and fast around their stars. NASA’s Hubble and Spitzer space telescopes will be able to follow up with these planets and learn more about their atmospheres. Neptune-sized planets will most likely be found next, followed by rocky ones as small as Earth. The true Earth analogs — Earth-sized planets orbiting stars like our Sun at distances where surface water, and possibly life, could exist — would take at least three years to discover and confirm. Groundbased telescopes also will contribute to the mission by verifying some of the finds.

In the end, Kepler will give us our first look at the frequency of Earth-sized planets in our Milky Way galaxy, as well as the frequency of Earth-sized planets that could theoretically be habitable. “Even if we find no planets like Earth, that by itself would be profound. It would indicate that we are probably alone in the galaxy,” said Borucki.

For more information, visit

Beyhan Özdemir : Aşkolsun Size Çocuklar

 


AŞKOLSUN SİZE ÇOCUK/LAR

 


Yard.Doç.Dr. A.Beyhan ÖZDEMİR

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Fotoğraf Bölüm Başkanı

Web : www.beyhanozdemir.com

e-mail : beyhan.ozdemir@deu.edu.tr 

 

“O Mahur Beste Çalar Müjgan’la Ben Ağlaşırız” ‘68 öğrenci hareketinin gençlik liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının ardından yazılmış Attila İlhan şiiridir. 12 Mart’ın zorlu günlerinde Attila İlhan, İzmir’e gitmek üzere Karşıyaka’dan vapura biner. Vapurdaki radyoda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiğinin haberi verilmektedir. Attila İlhan o günü şöyle anlatır “Deniz bulanıktı. Simsiyah alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın çalkantılı. Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra. Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca da bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm.”


 

“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı” (6 Mayıs 1972)

 

Dizede tevriyeli [1] bir kullanım söz konusudur. Bir kadın ismi olan “müjgan” Farsça’da “kirpik” anlamına gelir ve şairin “müjganla ağlaşmaktan” ne söylemek istediği daha iyi anlaşılır. O, “Denizler”e ağlıyordu…


 

Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas’ta, liseyi İstanbul’da okudu. Henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. Kasım 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. 1968’de “Devrimci Hukukçular Örgütü”nü kurdu.


 

Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. Öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İstanbul'a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı. Ekim 1968’de eylemlerde birlikte olduğu “Devrimci Öğrenci Birliği”nden arkadaşlarıyla 1 Kasım 1968’de “Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”nü düzenledi.


 

31 Mayıs 1969’da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. 10 Haziran 1969’da “üniversiteyi işgal” ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Verdiği bir röportajda Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.” diyerek üniversiteden ihracına tepki göstermişti.



12 Mart’ın ilk günlerinde Yusuf Aslan ile Sivas’a gitmekte iken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Yusuf Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Yusuf Aslan o sırada, Deniz Gezmiş ise 16 Kasım 1971’de Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalandı. Ankara’ya götürülerek dönemin İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun makamına götürüldü. Mahkemeleri 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu Binası’nda Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi’nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırıldı.


İnfaz günü Deniz Gezmiş savcıya “Ellerimi çözün. Babama mektup yazmak istiyorum” dedi. Subay ve sivil görevliler bakıştılar. İnfaz savcısı “Sen söyle Deniz. Yazarlar” dedi. Ellerini çözmediler. Bir daktilo getirildi. Deniz Gezmiş darağacına bakarak, düşünüp, sözcüklerini tek tek seçerek mektubu yazdırmaya başladı. Mektup bittikten sonra masanın başında bekleyen cellat ilmiği kavradı. İki eliyle çekti. Genişletti. Deniz’in incecik boynuna geçirdi. Takvimler 6 Mayıs 1972’yi gösteriyordu. Saat 01.25. İşte o anda Deniz’in gür sesiyle, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla çınladı ortalık. Deniz, düzene başkaldıran üniversite gençliğinin simgesiydi. Karizmatik, öğrenci gençliğinin lideri olarak, şimdiye dek nice forumda, toplantı ve mitingte konuşmuştu. Nice kez, gür sesiyle öğrenim gençliğini coşkuya kaptırarak sel gibi sürüklemişti. Ses aynı sesti. Aynı coşku… Miting alanıydı sanki…


“Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

O mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız

O mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız

 

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

 

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

Geceler uzar hazırlık sonbahara.” (6 Mayıs 1972, Attila İlhan)


 

Erdal Öz’ün “Gülünün Solduğu Akşam” ve “Deniz Gezmiş Anlatıyor”, Nihat Behram’ın “Darağacında Üç Fidan”, Oral Çalışlar’ın “Denizler İdama Giderken”, Turhan Feyzioğlu’nun “Bizim Deniz”, Türey Köse’nin “İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı” ve Halit Çelenk’in “İdam Gecesi Anıları” gibi birçok kitap onurlu bir insanın hayatını, inandığı ideoloji için ölüme giden ve ülkesini seven insanların mücadelelerini anlatır. Yazılar, fotoğraflar ve görüntüler birer tarihsel belge niteliğinde, o insanların ve o günlerin birer kanıtı olan belgesel nitelikteki kayıtlardır.


 

“Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü” başlıklı fotoğraf serisi dünyaca ünlü fotoğrafçı Alberto Korda’nın objektifinden “Che” fotoğrafları serisi tüm dünyada bilinen ve çok büyük ilgi gören çalışmalardan birisi olmuştur. Riverside Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı UCR/Kaliforniya Fotoğraf Müzesi tarafından düzenlenen ve İngiltere’deki Victoria ve Albert Müzesi’nin yanı sıra, ABD, İtalya, İspanya, Hollanda ve Portekiz’in önde gelen müzelerinde ziyaretçilerle buluşan “Korda’nın Objektifinden Che” sergisi, Alberto Korda’nın 1960 yılına ait “Guerrillero Heroico” (Kahraman Gerilla) Che Guevara portrelerinden yola çıkmaktadır. Fotoğraf tarihinin en çok kopyalanmış imgesi olarak kabul edilen bu ikon fotoğraf, on yıllardır düzen karşıtı düşünce ve eylemlerin simgesi olmuştur.[2]


 

Alttan çekilmiş, heykel izlenimi veren bir imge olan “Guerrillero Heroico” (Kahraman Gerilla), Che’nin Küba hükümetinde tarım ekonomisinden endüstri ekonomisine geçişten sorumlu olduğu sırada, 5 Mart 1960 günü yapılan bir toplu cenaze töreninde çekilmişti. Serginin küratörü Trisha Ziff, Alberto Korda’nın çektiği, “Kahraman Gerilla” portresini “Korda, sosyalist gerçekçilik döneminde yaygın görülen, efsaneleştirilmiş kahramanlığın görsel dilini kullanmakla birlikte Che’nin klasik, hatta İsavari duruşunu vurguluyor. Che’nin gizemli bakışında ise hem kararlılık hem de arzu bir arada izleniyor.” şeklinde tanımlamaktadır.


Alberto Korda
 

“Korda’nın Objektifinden Che” sergisi, otuzun üzerinde ülkede, üretilmiş fotoğraf, afiş, film, ses, giysi ve eşyayı bir araya getiriyor. Çok çeşitli öğelerden oluşan bu koleksiyon, fotoğrafın devrim sırasında ortaya çıkışından günümüze uzanan çizgisini göstermektedir. Sergi, devrimsel içeriğinden çıkıp bir tüketim aracı haline gelen Korda’nın Che’sinin, çok çeşitli uyarlamalarla, hem en ince yorumlara bile direnen, hem de her tür değişime açık bir simgeye dönüşmesini de ortaya koyuyor.[3]









 

Che Guevera’nın fotoğrafları Kübalı Alberto Diaz Gutiérrez, daha çok Alberto Korda (14 Eylül 1928 - 25 Mayıs 2001) olarak tanınan fotoğrafçı tarafından Küba gazetesi “Revolución” (Devrim) için 1960 yılında fotoğrafçılık yaparken çekilmiştir. Alberto Korda’nın 1960 yılında çektiği “Che” fotoğrafları zamanla bir simge olmuştur. Bu fotoğraf daha sonra ona sorulmaksızın sayısız defa yayımlanmıştır. Ünlü alkol firması “Smirnoff” Che’nin fotoğraflarını izinsiz olarak reklam amacıyla kullanınca Korda, 2000 yılında Smirnoff`a dava açtı. Alberto Korda, dava açma gerekçesini ve Che fotoğrafının kullanımıyla ilgili şöyle demişti: Che Guevara”nın uğrunda öldüğü görüşleri destekleyen biri olarak, bu fotoğrafın onun anısını yaşatmaya ve dünyadaki sosyal adaleti sağlamaya çalışanların kullanmasına karşı değilim. Fakat alkol gibi ticari nesnelerin reklamını yapmak için Che’nin şöhretini kullananların kategorik olarak karşısındayım.” Korda, bu davadan kazandığı 50.000 doları Küba Sağlık Sistemi’ne bağışlamış ve “Eğer Che yaşasaydı o da aynısını yapardı” demişti. Korda, Küba Devrimi’nden sonra da 10 yıl boyunca Fidel Castro’nun kişisel fotoğrafçılığını yaptı. Daha sonra su altı çekimlerine ilgi duydu. 2001 yılında Paris’te kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.



 

Birer tarih ve devrim görüntü kayıtları olan Güney Amerika’nın devrimci liderlerinden Che Guevera’nın kült olmuş fotoğraflarına karşılık, 68 öğrenci hareketlerinin simgesi olmuş Deniz Gezmiş fotoğrafları sadece bir haber fotoğrafı olarak kayıtlara geçmiştir. Che fotoğrafları bir tüketim nesnesi haline gelip birçok yerde ticari amaçlarla kullanılırken, Deniz Gezmiş’in az sayıdaki fotoğrafları devrimci ideolojinin bir simgesi haline gelmiştir.

 

Beyhan ÖZDEMİR

Turkey-2

Transportation Turkey
Airports:
117 (2007)
Airports - with paved runways:
total: 90
over 3,047 m: 15
2,438 to 3,047 m: 33
1,524 to 2,437 m: 19
914 to 1,523 m: 19
under 914 m: 4 (2007)
Airports - with unpaved runways:
total: 27
over 3,047 m: 1
1,524 to 2,437 m: 2
914 to 1,523 m: 7
under 914 m: 17 (2007)
Heliports:
18 (2007)
Pipelines:
gas 7,555 km; oil 3,636 km (2008)
Railways:
total: 8,697 km
standard gauge: 8,697 km 1.435-m gauge (1,920 km electrified) (2006)
Roadways:
total: 426,951 km (includes 1,987 km of expressways) (2006)
Waterways:
1,200 km (2008)
Merchant marine:
total: 612
by type: bulk carrier 101, cargo 281, chemical tanker 70, combination ore/oil 1, container 35, liquefied gas 7, passenger 4, passenger/cargo 51, petroleum tanker 31, refrigerated cargo 1, roll on/roll off 28, specialized tanker 2
foreign-owned: 8 (Cyprus 2, Germany 1, Greece 1, Italy 3, UAE 1)
registered in other countries: 595 (Albania 1, Antigua and Barbuda 6, Bahamas 8, Belize 15, Cambodia 26, Comoros 8, Dominica 5, Georgia 14, Greece 1, Isle of Man 2, Italy 1, Kiribati 1, Liberia 7, Malta 176, Marshall Islands 50, Moldova 3, Netherlands 1, Netherlands Antilles 10, Panama 94, Russia 80, Saint Kitts and Nevis 35, Saint Vincent and the Grenadines 20, Sierra Leone 15, Slovakia 10, Tuvalu 2, UK 2, unknown 2) (2008)
Ports and terminals:
Aliaga, Diliskelesi, Izmir, Kocaeli (Izmit), Mercin Limani, Nemrut Limani
Military Turkey
Military branches:
Turkish Armed Forces (TSK): Turkish Land Forces (Turk Kara Kuvvetleri, TKK), Turkish Naval Forces (Turk Deniz Kuvvetleri, TDK; includes naval air and naval infantry), Turkish Air Force (Turk Hava Kuvvetleri, THK) (2008)
Military service age and obligation:
20 years of age (2004)
Manpower available for military service:
males age 16-49: 20,213,205
females age 16-49: 19,432,688 (2008 est.)
Manpower fit for military service:
males age 16-49: 17,011,635
females age 16-49: 16,433,364 (2008 est.)
Manpower reaching militarily significant age annually:
male: 660,452
female: 638,527 (2008 est.)
Military expenditures:
5.3% of GDP (2005 est.)
Military - note:
a "National Security Policy Document" adopted in October 2005 increases the Turkish Armed Forces (TSK) role in internal security, augmenting the General Directorate of Security and Gendarmerie General Command (Jandarma); the TSK leadership continues to play a key role in politics and considers itself guardian of Turkey's secular state; in April 2007, it warned the ruling party about any pro-Islamic appointments; despite on-going negotiations on EU accession since October 2005, progress has been limited in establishing required civilian supremacy over the military; primary domestic threats are listed as fundamentalism (with the definition in some dispute with the civilian government), separatism (the Kurdish problem), and the extreme left wing; Ankara strongly opposed establishment of an autonomous Kurdish region; an overhaul of the Turkish Land Forces Command (TLFC) taking place under the "Force 2014" program is to produce 20-30% smaller, more highly trained forces characterized by greater mobility and firepower and capable of joint and combined operations; the TLFC has taken on increasing international peacekeeping responsibilities, and took charge of a NATO International Security Assistance Force (ISAF) command in Afghanistan in April 2007; the Turkish Navy is a regional naval power that wants to develop the capability to project power beyond Turkey's coastal waters; the Navy is heavily involved in NATO, multinational, and UN operations; its roles include control of territorial waters and security for sea lines of communications; the Turkish Air Force adopted an "Aerospace and Missile Defense Concept" in 2002 and has initiated project work on an integrated missile defense system; Air Force priorities include attaining a modern deployable, survivable, and sustainable force structure, and establishing a sustainable command and control system (2008)
Transnational Issues Turkey
Disputes - international:
complex maritime, air, and territorial disputes with Greece in the Aegean Sea; status of north Cyprus question remains; Syria and Iraq protest Turkish hydrological projects to control upper Euphrates waters; Turkey has expressed concern over the status of Kurds in Iraq; border with Armenia remains closed over Nagorno-Karabakh
Refugees and internally displaced persons:
IDPs: 1-1.2 million (fighting 1984-99 between Kurdish PKK and Turkish military; most IDPs in southeastern provinces) (2007)
Illicit drugs:
key transit route for Southwest Asian heroin to Western Europe and, to a lesser extent, the US - via air, land, and sea routes; major Turkish and other international trafficking organizations operate out of Istanbul; laboratories to convert imported morphine base into heroin exist in remote regions of Turkey and near Istanbul; government maintains strict controls over areas of legal opium poppy cultivation and over output of poppy straw concentrate; lax enforcement of money-laundering controls

This page was last updated on 5 March, 2009

Turkey-1

Introduction Turkey
Background:
Modern Turkey was founded in 1923 from the Anatolian remnants of the defeated Ottoman Empire by national hero Mustafa KEMAL, who was later honored with the title Ataturk or "Father of the Turks." Under his authoritarian leadership, the country adopted wide-ranging social, legal, and political reforms. After a period of one-party rule, an experiment with multi-party politics led to the 1950 election victory of the opposition Democratic Party and the peaceful transfer of power. Since then, Turkish political parties have multiplied, but democracy has been fractured by periods of instability and intermittent military coups (1960, 1971, 1980), which in each case eventually resulted in a return of political power to civilians. In 1997, the military again helped engineer the ouster - popularly dubbed a "post-modern coup" - of the then Islamic-oriented government. Turkey intervened militarily on Cyprus in 1974 to prevent a Greek takeover of the island and has since acted as patron state to the "Turkish Republic of Northern Cyprus," which only Turkey recognizes. A separatist insurgency begun in 1984 by the Kurdistan Workers' Party (PKK) - now known as the People's Congress of Kurdistan or Kongra-Gel (KGK) - has dominated the Turkish military's attention and claimed more than 30,000 lives. After the capture of the group's leader in 1999, the insurgents largely withdrew from Turkey mainly to northern Iraq. In 2004, KGK announced an end to its ceasefire and attacks attributed to the KGK increased. Turkey joined the UN in 1945 and in 1952 it became a member of NATO; it holds a non-permanent seat on the UN Security Council from 2009-2010. In 1964, Turkey became an associate member of the European Community. Over the past decade, it has undertaken many reforms to strengthen its democracy and economy; it began accession membership talks with the European Union in 2005.
Geography Turkey
Location:
Southeastern Europe and Southwestern Asia (that portion of Turkey west of the Bosporus is geographically part of Europe), bordering the Black Sea, between Bulgaria and Georgia, and bordering the Aegean Sea and the Mediterranean Sea, between Greece and Syria
Geographic coordinates:
39 00 N, 35 00 E
Map references:
Middle East
Area:
total: 780,580 sq km
land: 770,760 sq km
water: 9,820 sq km
Area - comparative:
slightly larger than Texas
Land boundaries:
total: 2,648 km
border countries: Armenia 268 km, Azerbaijan 9 km, Bulgaria 240 km, Georgia 252 km, Greece 206 km, Iran 499 km, Iraq 352 km, Syria 822 km
Coastline:
7,200 km
Maritime claims:
territorial sea: 6 nm in the Aegean Sea; 12 nm in Black Sea and in Mediterranean Sea
exclusive economic zone: in Black Sea only: to the maritime boundary agreed upon with the former USSR
Climate:
temperate; hot, dry summers with mild, wet winters; harsher in interior
Terrain:
high central plateau (Anatolia); narrow coastal plain; several mountain ranges
Elevation extremes:
lowest point: Mediterranean Sea 0 m
highest point: Mount Ararat 5,166 m
Natural resources:
coal, iron ore, copper, chromium, antimony, mercury, gold, barite, borate, celestite (strontium), emery, feldspar, limestone, magnesite, marble, perlite, pumice, pyrites (sulfur), clay, arable land, hydropower
Land use:
arable land: 29.81%
permanent crops: 3.39%
other: 66.8% (2005)
Irrigated land:
52,150 sq km (2003)
Total renewable water resources:
234 cu km (2003)
Freshwater withdrawal (domestic/industrial/agricultural):
total: 39.78 cu km/yr (15%/11%/74%)
per capita: 544 cu m/yr (2001)
Natural hazards:
severe earthquakes, especially in northern Turkey, along an arc extending from the Sea of Marmara to Lake Van
Environment - current issues:
water pollution from dumping of chemicals and detergents; air pollution, particularly in urban areas; deforestation; concern for oil spills from increasing Bosporus ship traffic
Environment - international agreements:
party to: Air Pollution, Antarctic Treaty, Biodiversity, Climate Change, Desertification, Endangered Species, Hazardous Wastes, Ozone Layer Protection, Ship Pollution, Wetlands
signed, but not ratified: Environmental Modification
Geography - note:
strategic location controlling the Turkish Straits (Bosporus, Sea of Marmara, Dardanelles) that link Black and Aegean Seas; Mount Ararat, the legendary landing place of Noah's ark, is in the far eastern portion of the country
People Turkey
Population:
71,892,808 (July 2008 est.)
Age structure:
0-14 years: 24.4% (male 8,937,515/female 8,608,375)
15-64 years: 68.6% (male 25,030,793/female 24,253,312)
65 years and over: 7% (male 2,307,236/female 2,755,576) (2008 est.)
Median age:
total: 29 years
male: 28.8 years
female: 29.2 years (2008 est.)
Population growth rate:
1.013% (2008 est.)
Birth rate:
16.15 births/1,000 population (2008 est.)
Death rate:
6.02 deaths/1,000 population (2008 est.)
Net migration rate:
0 migrant(s)/1,000 population (2008 est.)
Sex ratio:
at birth: 1.05 male(s)/female
under 15 years: 1.04 male(s)/female
15-64 years: 1.03 male(s)/female
65 years and over: 0.84 male(s)/female
total population: 1.02 male(s)/female (2008 est.)
Infant mortality rate:
total: 36.98 deaths/1,000 live births
male: 40.44 deaths/1,000 live births
female: 33.34 deaths/1,000 live births (2008 est.)
Life expectancy at birth:
total population: 73.14 years
male: 70.67 years
female: 75.73 years (2008 est.)
Total fertility rate:
1.87 children born/woman (2008 est.)
HIV/AIDS - adult prevalence rate:
less than 0.1%; note - no country specific models provided (2001 est.)
HIV/AIDS - people living with HIV/AIDS:
NA
HIV/AIDS - deaths:
NA
Nationality:
noun: Turk(s)
adjective: Turkish
Ethnic groups:
Turkish 80%, Kurdish 20% (estimated)
Religions:
Muslim 99.8% (mostly Sunni), other 0.2% (mostly Christians and Jews)
Languages:
Turkish (official), Kurdish, Dimli (or Zaza), Azeri, Kabardian
note: there is also a substantial Gagauz population in the European part of Turkey
Literacy:
definition: age 15 and over can read and write
total population: 87.4%
male: 95.3%
female: 79.6% (2004 est.)
School life expectancy (primary to tertiary education):
total: 11 years
male: 12 years
female: 11 years (2006)
Education expenditures:
4% of GDP (2004)
Government Turkey
Country name:
conventional long form: Republic of Turkey
conventional short form: Turkey
local long form: Turkiye Cumhuriyeti
local short form: Turkiye
Government type:
republican parliamentary democracy
Capital:
name: Ankara
geographic coordinates: 39 56 N, 32 52 E
time difference: UTC+2 (7 hours ahead of Washington, DC during Standard Time)
daylight saving time: +1hr, begins last Sunday in March; ends last Sunday in October
Administrative divisions:
81 provinces (iller, singular - ili); Adana, Adiyaman, Afyonkarahisar, Agri, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydin, Balikesir, Bartin, Batman, Bayburt, Bilecik, Bingol, Bitlis, Bolu, Burdur, Bursa, Canakkale, Cankiri, Corum, Denizli, Diyarbakir, Duzce, Edirne, Elazig, Erzincan, Erzurum, Eskisehir, Gaziantep, Giresun, Gumushane, Hakkari, Hatay, Icel (Mersin), Igdir, Isparta, Istanbul, Izmir (Smyrna), Kahramanmaras, Karabuk, Karaman, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kilis, Kirikkale, Kirklareli, Kirsehir, Kocaeli, Konya, Kutahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mugla, Mus, Nevsehir, Nigde, Ordu, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sanliurfa, Siirt, Sinop, Sirnak, Sivas, Tekirdag, Tokat, Trabzon (Trebizond), Tunceli, Usak, Van, Yalova, Yozgat, Zonguldak
Independence:
29 October 1923 (successor state to the Ottoman Empire)
National holiday:
Republic Day, 29 October (1923)
Constitution:
7 November 1982; amended 17 May 1987; note - amendment passed by referendum concerning presidential elections on 21 October 2007
Legal system:
civil law system derived from various European continental legal systems; note - member of the European Court of Human Rights (ECHR), although Turkey claims limited derogations on the ratified European Convention on Human Rights; has not accepted compulsory ICJ jurisdiction
Suffrage:
18 years of age; universal
Executive branch:
chief of state: President Abdullah GUL (since 28 August 2007)
head of government: Prime Minister Recep Tayyip ERDOGAN (since 14 March 2003); Deputy Prime Minister Cemil CICEK (since 29 August 2007); Deputy Prime Minister Hayati YAZICI (since 29 August 2007); Deputy Prime Minister Nazim EKREN (since 29 August 2007)
cabinet: Council of Ministers appointed by the president on the nomination of the prime minister
elections: president elected directly for a five-year term (eligible for a second term); prime minister appointed by the president from among members of parliament
election results: on 28 August 2007 the National Assembly elected Abdullah GUL president on the third ballot; National Assembly vote - 339
note: in October 2007 Turkish voters approved a referendum package of constitutional amendments including a provision for direct presidential elections
Legislative branch:
unicameral Grand National Assembly of Turkey or Turkiye Buyuk Millet Meclisi (550 seats; members are elected by popular vote to serve five-year terms)
elections: last held on 22 July 2007 (next to be held on November 2012)
election results: percent of vote by party - AKP 46.7%, CHP 20.8%, MHP 14.3%, independents 5.2%, and other 13.0%; seats by party - AKP 341, CHP 112, MHP 71, independents 26; note - seats by party as of 31 January 2009 - AKP 340, CHP 97, MHP 70, DTP 21, DSP 13, ODP 1, BBP 1, independents 5, vacant 2 (DTP entered parliament as independents; DSP entered parliament on CHP's party list); only parties surpassing the 10% threshold are entitled to parliamentary seats
Judicial branch:
Constitutional Court; High Court of Appeals (Yargitay); Council of State (Danistay); Court of Accounts (Sayistay); Military High Court of Appeals; Military High Administrative Court
Political parties and leaders:
Anavatan Partisi (Motherland Party) or Anavatan [Erkan MUMCU]; note - True Path Party or DYP has merged with the Motherland Party; Democratic Left Party or DSP [Zeki SEZER]; Democratic Society Party or DTP [Ahmet TURK]; Felicity Party or SP [Numan KURTULMUS] (sometimes translated as Contentment Party); Freedom and Solidarity Party or ODP [Hayri KOZANOGLU]; Grand Unity Party or BBP [Mushin YAZICIOGLU]; Justice and Development Party or AKP [Recep Tayyip ERDOGAN]; Nationalist Movement Party or MHP [Devlet BAHCELI] (sometimes translated as Nationalist Action Party); People's Rise Party (Halkin Yukselisi Partisi) or HYP [Yasar Nuri OZTURK]; Republican People's Party or CHP [Deniz BAYKAL]; Social Democratic People's Party or SHP [Ugur CILASUN (acting)]; Young Party or GP [Cem Cengiz UZAN]
note: the parties listed above are some of the more significant of the 49 parties that Turkey had as of 31 January 2009
Political pressure groups and leaders:
Confederation of Public Sector Unions or KESK [Sami EVREN]; Confederation of Revolutionary Workers Unions or DISK [Suleyman CELEBI]; Independent Industrialists' and Businessmen's Association or MUSIAD [Omer Cihad VARDAN]; Moral Rights Workers Union or Hak-Is [Salim USLU]; Turkish Confederation of Employers' Unions or TISK [Tugurl KUDATGOBILIK]; Turkish Confederation of Labor or Turk-Is [Mustafa KUMLU]; Turkish Confederation of Tradesmen and Craftsmen or TESK [Dervis GUNDAY]; Turkish Industrialists' and Businessmen's Association or TUSIAD [Arzuhan Dogan YALCINDAG]; Turkish Union of Chambers of Commerce and Commodity Exchanges or TOBB [M. Rifat HISARCIKLIOGLU]
International organization participation:
ADB (nonregional members), Australia Group, BIS, BSEC, CE, CERN (observer), EAPC, EBRD, ECO, EU (applicant), FAO, G-20, IAEA, IBRD, ICAO, ICC, ICRM, IDA, IDB, IEA, IFAD, IFC, IFRCS, IHO, ILO, IMF, IMO, IMSO, Interpol, IOC, IOM, IPU, ISO, ITSO, ITU, ITUC, MIGA, NATO, NEA, NSG, OAS (observer), OECD, OIC, OPCW, OSCE, PCA, SECI, UN, UN Security Council (temporary), UNCTAD, UNESCO, UNHCR, UNIDO, UNIFIL, UNMIS, UNOCI, UNOMIG, UNRWA, UNWTO, UPU, WCO, WEU (associate), WFTU, WHO, WIPO, WMO, WTO, ZC
Diplomatic representation in the US:
chief of mission: Ambassador Nabi SENSOY
chancery: 2525 Massachusetts Avenue NW, Washington, DC 20008
telephone: [1] (202) 612-6700
FAX: [1] (202) 612-6744
consulate(s) general: Chicago, Houston, Los Angeles, New York
Diplomatic representation from the US:
chief of mission: Ambassador James F. JEFFREY
embassy: 110 Ataturk Boulevard, Kavaklidere, 06100 Ankara
mailing address: PSC 93, Box 5000, APO AE 09823
telephone: [90] (312) 455-5555
FAX: [90] (312) 467-0019
consulate(s) general: Istanbul
consulate(s): Adana; note - there is a Consular Agent in Izmir
Flag description:
red with a vertical white crescent (the closed portion is toward the hoist side) and white five-pointed star centered just outside the crescent opening
Economy Turkey
Economy - overview:
Turkey's dynamic economy is a complex mix of modern industry and commerce along with a traditional agriculture sector that still accounts for more than 35% of employment. It has a strong and rapidly growing private sector, yet the state still plays a major role in basic industry, banking, transport, and communication. The largest industrial sector is textiles and clothing, which accounts for one-third of industrial employment; it faces stiff competition in international markets with the end of the global quota system. However, other sectors, notably the automotive and electronics industries, are rising in importance within Turkey's export mix. Real GNP growth has exceeded 6% in many years, but this strong expansion has been interrupted by sharp declines in output in 1994, 1999, and 2001. The economy turned around with the implementation of economic reforms, and 2004 GDP growth reached 9%, followed by roughly 5% annual growth from 2005-07. Due to global contractions, annual growth is estimated to have fallen to 3.5% in 2008. Inflation fell to 7.7% in 2005 - a 30-year low - but climbed back to 8.5% in 2007. Despite the strong economic gains from 2002-07, which were largely due to renewed investor interest in emerging markets, IMF backing, and tighter fiscal policy, the economy is still burdened by a high current account deficit and high external debt. Further economic and judicial reforms and prospective EU membership are expected to boost foreign direct investment. The stock value of FDI currently stands at about $85 billion. Privatization sales are currently approaching $21 billion. Oil began to flow through the Baku-Tblisi-Ceyhan pipeline in May 2006, marking a major milestone that will bring up to 1 million barrels per day from the Caspian to market. In 2007 and 2008, Turkish financial markets weathered significant domestic political turmoil, including turbulence sparked by controversy over the selection of former Foreign Minister Abdullah GUL as Turkey's 11th president and the possible closure of the Justice and Development Party (AKP). Economic fundamentals are sound, marked by moderate economic growth and foreign direct investment. Nevertheless, the Turkish economy may be faced with more negative economic indicators in 2009 as a result of the global economic slowdown. In addition, Turkey's high current account deficit leaves the economy vulnerable to destabilizing shifts in investor confidence.
GDP (purchasing power parity):
$930.9 billion (2008 est.)
GDP (official exchange rate):
$798.9 billion (2008 est.)
GDP - real growth rate:
4.5% (2008 est.)
GDP - per capita (PPP):
$12,900 (2008 est.)
GDP - composition by sector:
agriculture: 8.5%
industry: 28.6%
services: 62.9% (2008 est.)
Labor force:
23.21 million
note: about 1.2 million Turks work abroad (2008 est.)
Labor force - by occupation:
agriculture: 29.5%
industry: 24.7%
services: 45.8% (2005)
Unemployment rate:
7.9% plus underemployment of 4% (2008 est.)
Population below poverty line:
20% (2002)
Household income or consumption by percentage share:
lowest 10%: 2%
highest 10%: 34.1% (2003)
Distribution of family income - Gini index:
43.6 (2003)
Investment (gross fixed):
21% of GDP (2008 est.)
Budget:
revenues: $164.6 billion
expenditures: $176.3 billion (2008 est.)
Fiscal year:
calendar year
Public debt:
37.1% of GDP (2008 est.)
Inflation rate (consumer prices):
10.2% (2008 est.)
Central bank discount rate:
25% (31 December 2007)
Stock of money:
$64.43 billion (31 December 2007)
Stock of quasi money:
$254.3 billion (31 December 2007)
Stock of domestic credit:
$358.1 billion (31 December 2007)
Market value of publicly traded shares:
$286.6 billion (31 December 2007)
Agriculture - products:
tobacco, cotton, grain, olives, sugar beets, hazelnuts, pulse, citrus; livestock
Industries:
textiles, food processing, autos, electronics, mining (coal, chromite, copper, boron), steel, petroleum, construction, lumber, paper
Industrial production growth rate:
4% (2008 est.)
Electricity - production:
181.6 billion kWh (2007 est.)
Electricity - consumption:
141.5 billion kWh (2006 est.)
Electricity - exports:
2.576 billion kWh (2007 est.)
Electricity - imports:
863 million kWh (2007 est.)
Electricity - production by source:
fossil fuel: 79.3%
hydro: 20.4%
nuclear: 0%
other: 0.3% (2001)
Oil - production:
42,800 bbl/day (2007 est.)
Oil - consumption:
676,600 bbl/day (2007 est.)
Oil - exports:
114,600 bbl/day (2005)
Oil - imports:
714,100 bbl/day (2005)
Oil - proved reserves:
300 million bbl (1 January 2008 est.)
Natural gas - production:
893 million cu m (2007 est.)
Natural gas - consumption:
36.6 billion cu m (2007 est.)
Natural gas - exports:
31 million cu m (2007 est.)
Natural gas - imports:
35.83 billion cu m (2007 est.)
Natural gas - proved reserves:
8.495 billion cu m (1 January 2008 est.)
Current account balance:
-$51.68 billion (2008 est.)
Exports:
$141.8 billion f.o.b. (2008 est.)
Exports - commodities:
apparel, foodstuffs, textiles, metal manufactures, transport equipment
Exports - partners:
Germany 11.2%, UK 8.1%, Italy 7%, France 5.6%, Russia 4.4%, Spain 4.3% (2007)
Imports:
$204.8 billion f.o.b. (2008 est.)
Imports - commodities:
machinery, chemicals, semi-finished goods, fuels, transport equipment
Imports - partners:
Russia 13.8%, Germany 10.3%, China 7.8%, Italy 5.9%, US 4.8%, France 4.6% (2007)
Economic aid - recipient:
ODA, $464 million (2005)
Reserves of foreign exchange and gold:
$82.82 billion (31 December 2008 est.)
Debt - external:
$294.3 billion (31 December 2008 est.)
Stock of direct foreign investment - at home:
$124.8 billion (2008 est.)
Stock of direct foreign investment - abroad:
$13.97 billion (2008 est.)
Currency (code):
Turkish lira (TRY); old Turkish lira (TRL) before 1 January 2005
Currency code:
TRL, YTL
Exchange rates:
Turkish liras (TRY) per US dollar - 1.3179 (2008 est.), 1.319 (2007), 1.4286 (2006), 1.3436 (2005), 1.4255 (2004)
note: on 1 January 2005 the old Turkish lira (TRL) was converted to new Turkish lira (TRY) at a rate of 1,000,000 old to 1 new Turkish lira; on 1 January 2009 the Turkish government dropped the word "new" and the currency is now called simply the Turkish lira
Communications Turkey
Telephones - main lines in use:
18.413 million (2007)
Telephones - mobile cellular:
61.976 million (2007)
Telephone system:
general assessment: comprehensive telecommunications network undergoing rapid modernization and expansion especially in mobile-cellular services
domestic: additional digital exchanges are permitting a rapid increase in subscribers; the construction of a network of technologically advanced intercity trunk lines, using both fiber-optic cable and digital microwave radio relay, is facilitating communication between urban centers; remote areas are reached by a domestic satellite system; the number of subscribers to mobile-cellular telephone service is growing rapidly
international: country code - 90; international service is provided by the SEA-ME-WE-3 submarine cable and by submarine fiber-optic cables in the Mediterranean and Black Seas that link Turkey with Italy, Greece, Israel, Bulgaria, Romania, and Russia; satellite earth stations - 12 Intelsat; mobile satellite terminals - 328 in the Inmarsat and Eutelsat systems (2002)
Radio broadcast stations:
AM 16, FM 107, shortwave 6 (2001)
Radios:
11.3 million (1997)
Television broadcast stations:
635 (plus 2,934 repeaters) (1995)
Televisions:
20.9 million (1997)
Internet country code:
.tr
Internet hosts:
2.667 million (2008)
Internet Service Providers (ISPs):
50 (2001)
Internet users:
13.15 million (2006)

UYKU NEDİR?

Dr. Göknur Gözen tarafından yazıldı   

Ortalama olarak yaşamın üçte birini uykuda harcamaktayız. Kendimizi iyi hissetmemiz için gerekli ve hayati bir şey olan uykunun bu kadar çok bölümünün halen bir bilinmeyen olması merak uyandırıcıdır. Son 50 yılda pek çok araştırmacı uyuma paternlerini ve uyuduğumuzda ortaya çıkan fizyolojik ve nörolojik değişiklikleri araştırmıştır.

 

NORMAL UYKU

Son 50 yılda nörolojik, endokrinolojik ve fizyolojik açıdan uyku ile ilgili çok araştırma yapılmıştır. Bunu takiben artık nasıl uyuduğumuz ve uyuduğumuzda ya da uyumadığımızda oluşan değişiklikler hakkında çok şey bilinmektedir.

 

UYKUNUN EVRELERİ

Uykuya daldığımızda, bilinç düzeyimiz değişir ve iki uyku tipi arasında gidip geliriz:

• Non-REM uykusu

•REM (hızlı göz hareketleri) ya da paradoksal uyku

 

NON-REM UYKUSU

Non-REM uykusu, uykunun gidişatı sırasında ortaya çıkan elektroensefalografik değişimlere dayanarak sıklıkla dört evreye ayrılmaktadır.

• Evre 0- Bütünüyle uyanıklık değişmiştir.

• Evre I- Uyku basması. Bu, uykuya dalmakta olan bir kişinin karşılaştığı durumdur. Eğer kişi uykunun bu evresinde uyandırılırsa etrafında olup bitenden tamamen haberdar olmamasına karşın genellikle uyanık olduğunu söyleyecektir.

• Evre II - Uykunun bu evresinde bilinç, kişi uyandırıldığında uykuda olduğunu hatırlayabilmesine yeterli olacak seviyededir.

• Evre III ve IV - Yavaş dalgalı uyku.

N-REM uyku evresinde gün boyunca oluşan fiziksel hasarlar ve yorgunluk tedavi edilir.

 

REM UYKUSU

Hızlı göz hareketleri (REM) uykusu, uykunun rüya görülen evresidir. Bu evre uykunun diğer evrelerinin arasına serpiştirilmiştir. Çok sayıda farklı özellik ile bağlantılıdır. Aynı zamanda paradoksal uyku olarak da bilinmektedir; çünkü önceleri, hızlı göz hareketleri ve huzursuzluğun eşlik etmesi araştırmacılara bu uyku evresinin hafif uyku olduğunu düşündürmüşse de, kasların kısmi felç olması nedeniyle aynı zamanda paradoksal olarak da ağır bir uyku olduğu saptanmıştır.REM uykusu evresinde rüyalar görülür ve gün boyunca yaşadığımız psikolojik baskılar bu uyku evresinde tamir edilir. Bu iki uyku evresini sağlıklı şekilde yaşayan kişi psikolojik ve fizyolojik dinginliği yakalar.

 

UYKUNUN GECE PATERNİ

Uykuya daldığımızda non REM uykusunun dört evresinden hızla geçeriz ve ilk doksan dakikanın çoğu, yaklaşık on dakikalık REM uykusunun takip ettiği evre IV uykusunda harcanmaktadır. Bu patern kendisini, her bir döngüdeki REM uykusunda daha fazla zaman harcanacak şekilde, gece boyunca dört ya da beş kez tekrar eder. Uyanmamızdan önce REM uykusunda bir saat kadar zaman harcarız. REM uykusunda harcanan zaman yüzdesi doğumdan sonra gittikçe azalır ve (doğumda % 50) üç yaşında % 33 e, 11 yaşında % 27 ye ve ergenlikte de yaklaşık %25 e düşer.

 

UYKU VE UYANIKLIK RİTİMLERİ

Vücudun günlük ritimleri iyi bilinmektedir. Uyku, bu doğal ritimlere sıkıca bağlı olan pek çok vücut fonksiyonundan birisidir. Bu ritimlerin uykudaki önemleri, uzun uçak yolculuğundan sonra ortaya çıkmaktadır. Vücut saatimizin, normalde uyku ve uyanıklık ile ilişkili olan dış uyarılarla ayarlanmadığını bu tür yolculuklarda ayrımsarız.Uyku problemi olan kişiler sıklıkla doğal uyku ve uyanıklık ritimleri normalin dışında olanlardır. Bunlar gece vardiyasında çalışanlar veya küçük bebek sahibi ebeveynler ya da kendilerini geç kalkma ve ardından da yatma saatinde uyuma güçlüğü çekme alışkanlığına kaptırmış kişilerdir. Pek çok Akdeniz ülkesinde görülen uyku paterni -örneğin öğleden sonraları, özellikle sıcak havalarda iş arası verip uyuma- doğal uyku ritmimize Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika da sıklıkla görülen paternden daha yakındır.

 

HORMONLAR VE UYANIKLIK

Adrenalin ve kortikosteroid düzeyleri uyanık olduğumuzda daha yüksektir. Aslında uykuda olduğumuzda adrenalin düzeyleri çok azalır. Buna karşılık, büyüme hormonu ve diğer yenileyici hormonların düzeyleri uykuda daha yüksektir.Melatonin uykuyu harekete geçirir.Ne kadar uykuya gereksinmemiz var?

 

FİZYOLOJİK FAKTÖRLER

Kişilere göre farklılık gösterir. Özel durumlar hariç 6 saat uyumak yeterlidir. Bazı kişilerin bundan daha fazlasına gereksinimi varken diğer taraftan başka insanlar bir gecede sadece 3 ya da 4 saatle yetinmektedir.Tarih her gece birkaç saatlik uykuya gereksinim duyan ünlülerin hikâyeleriyle doludur. Napolyon ve Churchill bunlardan ikisidir. Uykunun miktarı yaşla değişkenlik gösterir. Yeni doğmuş bebekler günün 20 saatini uykuda harcamaktadır. Yaklaşık 2 yaşında uykuya gereksinim azalmaktadır, buna karşın küçükler halen erişkinlerden daha çok uykuya gereksinim duyar. Çocukluğun ileri yaşlarında ortalama uyku saatleri erişkin ortalamasının sadece çok az fazlasına kadar düşer. Ergenlikte uyku paternleri değişken hale gelir ve bazı gençler 11 yaşında olduklarından daha fazla uykuya gereksinim duyar görünmektedir. 16–17 yaşlara geldiklerinde, insanların çoğu, yaklaşık kırk beş yaşına kadar sürecek olan uyku paternlerini edinirler.Yaşlı kişiler daha hafif uyuma eğilimindedir ve genellikle gençliklerinde gereksinim duyduklarından daha az uykuya gerek duyarlar.

 

ÇEVRE FAKTÖRLERİ

Bu bireysel farklılaşmalardan daha önemli olarak bir toplumdaki ortalama uyuma miktarı dış faktörlerden etkilenmektedir. Örneğin; elektriğin genel kullanımından önce insanlar uyuma paternlerini gün ışığının paternlerine daha fazla bağlamışlardı; bu özellikle de mevsime bağlı olarak oldukça değişkenlik gösteren gün ışığı miktarının olduğu yerler olan yüksek bölgelerde daha belirgindi. Biz doğal olarak çevremizdeki insanlarla aynı zamanda uyuma eğilimindeyiz. Tüm toplumlarda karanlığın uykunun ana harekete geçiricilerinden biri olduğu bizi şaşırtmamalıdır. Bu doğal ritim gece işçilerinde olduğu gibi şaşarsa uyku ile ilgili problem sıklıkla ortaya çıkar.

 

UYKU VE ÖĞRENME

Uykunun yeni yeteneklerin öğrenilmesindeki rolü üzerine yapılan en eski çalışmalardan biri Paris Üniversitesi’nde görevli Vincent Bloch tarafından 1970’ler yapılmıştır. Farelerle labirentler üzerinde çeşitli deneyler yapan Bloch onların REM uykularında bir artış gözlemlemiştir. REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketleri), uykunun en çok rüya görülen evresidir. Başka araştırmacılar da REM uykusundan mahrum bırakılan (yapılan bu deneye katılan gönüllülerin EEG kayıtları onların REM uykusuna ne zaman başladıklarını gösteriyordu ve bu anda gönüllüler uyandırılıyordu) kişilerin bir önceki güne ait olayları hatırlamakta güçlük çektiklerini ortaya koymuştu. Günümüzdeki teknolojiyle REM uykusu sırasında sinir hücrelerinin o kişinin gün içindeki öğrenme faaliyetlerine ait aynı bilgileri beyne aktardığını biliyoruz. Dolayısıyla rüya görmek gün içinde yaşanılan öğrenme deneyimlerinin tekrar edildiği ve bu yolla onların bilgi dağarcığımıza iyice yerleştirildiği bir süreçtir. Bu sürece müdahale etmek bu bölgelerin beyindeki yerlerini almalarını engellemek anlamına gelir.1994 yılında Science dergisinde yer alan bir makalede, bir grup İsrailli araştırmacı, REM uykusunun bölünmesiyle değişik yeteneklerin öğreniminin engellendiğini ortaya koymuştur. Bu yetenekler bisiklete binmek, tenis topuna vurmak gibi tekrar edildikçe otomatikleşen bilgilere ya da psikologların deyimiyle, işlemsel bilgilere dayanır. Yakın bir zaman kadar sadece tekrar ile bu tür yeteneklerin uzun süreli belleğe kazınabileceğine inanılıyordu. Ancak İsrailli araştırmacılar, yeni işlemsel yeteneklerde bir sonraki gün ustalaşıldığını göstermiştir. O da REM uykusunun uyunması şartıyla.Laboratuvar araştırmaları, birçok görevi yerine getirme becerisinin geceleri bozulduğunu göstermektedir. Özellikle uykulu kişilerde yanıtta gecikme, yanlış yapma sıklığında artış görülmektedir. Bu durum zihinsel, aritmetik mantıksal çözümlemeyi yavaşlatmakta ve hafızayı etkilemektedir.İyi bir akşam uykusu belleğiniz için mucizeler yaratır. Araştırmalar rüya görürken uyanan insanların bellek testinde başarısız olduklarını göstermiştir. Düzenli uyku aynı zamanda vücudu yeniden şarj eder, alarmda tutar, ayrıntılara dikkatinizi yoğunlaştırır.

 

İYİ BİR UYKU İÇİN TAVSİYELER

• Uyunacak ortam fazla aydınlık olmamalı, havalandırılmış olmalı ve temiz kokmalı.

• Gevşeme tekniklerini yatağa girdikten sonra uygulamanız sağlıklı bir uyku uyumanızı sağlayacaktır.

• Eğer uykunuz yoksa yatağa girip uyumak için kendini zorlamayın. Bu uykunuzun daha da kaçmasına sebep olacaktır. Böyle durumlarda kalkıp sizi rahatlatacak kitaplar okuyabilir, sakin bir müzik dinleyebilirsiniz, bu zamandan uygun bir şekilde faydalanmaya çalışabilirsiniz.

• Uykunuzun gelmesi için ayaklarınızı sıcak tutun.

• Yatmadan önce ılık bir duş almakta size uyumanızda yardımcı olacaktır. Temiz olmak ve temiz kokmak tavsiye edilir.

• Yatmadan önce en az iki saat öncesinden yeme ve içme işleminize son verin. Eğer yatmadan önce yemek yiyorsanız tüm kan midenize toplanacak vücudunuz normal bir şekilde çalışmaya devam edecek siz de sürekli olarak N-REM uykusunda kalacak ve ağır uykuya (REM) geçemeyeceksiniz. Sabah kalktığınızda ise hiç uyumamış gibi kendinizi yorgun hissedeceksiniz.

• Sigara, alkol ve kafeinden uzak durun. Uyumadan birkaç saat önce kafeinli (çay-kola) içecekler içmeyiniz.

• Rahat ve sizi üşütmeyecek aynı zamanda terletmeyecek gecelikler tercih edin. Nevresimler ve gece giyilen kıyafetlerin açık renk, desensiz ve pamuklu olmaları tavsiye edilir.

• Uyku hapları almayın.

• Çok yorgunsanız güneş batarken yatıp, gün doğumuyla uyanmak.

• Zihinsel olarak sakin ve rahat olmak. Yatmadan önce aksiyon filmleri seyretmek, para saymak tavsiye edilmez.

• Günlük düzenli egzersizler yapın. Yatmadan 3-4 saat önce ağır egzersiz yapmayın.

• Uyku saatlerinizi bir düzene sokun. Hangi saatte yatarsanız yatın, kalktığınız saat aynı olsun.

 

Kaynakça:

1. http://www.refikakten.com/uyku.htm

2. Gamon D. Ve Bradgon A. D. Çev. Soner Yaşar, Hızlı Öğren Çok Hatırla, Arion Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul, 2003. S:1843.

 

3. Müftüoğlu, Osman. Yaşasın Hayat, Doğan Kitap, 9. Baskı, İstanbul, 2003. s:1054.

4. http://www.saglikbilgileri.com5. Newsweek Magazine, Özel Sayı, Yaz 1999. 6. Mayo Clinic Healt Letter, 1998.

III. GÜNÜMÜZE KADAR GELEN TAKVİM DÜZENLEMELERİ

Eski Yunanlılar, günü güneşin batışından diğer batışına, Romalılar gece yarısından bir sonraki gece yarısına, Babilliler güneşin doğuşundan bir sonraki doğuşuna kadar hesap etmişlerdir. Gün hesabı dünyanın kendi ekseni etrafındaki bir döngüsüne dayanır. Ayın dünyanın etrafındaki döngüsü, 29,5 günde tamamlanır, dolunayla başlayıp bir sonraki dolunaya kadar devam eder. İnsanlar mevsimlerin de döngüsünü ve bir mevsimin tekrarına kadar geçen sürenin 365 gün, 5 saat, 49 dakika (takribi 365.25 gün) olduğunu fark etmişlerdir. On iki ay 354 gün olarak hesaplandığında aylar, mevsimlerin önüne geçer. Mevsimlerdeki kaymalar, hava şartları ve bilhassa buna bağlı olarak tarım; ekin ve hasat zamanını yıllar içerisinde belli bir düzene oturtmak bakımından insanları hayli rahatsız etmiştir. Uyum sağlayabilmek amacıyla bazı yıllara fazladan bir ay eklenmiştir. Yahudiler 19 yılda 7 kere, Yunanlılar ise 8 yılda 3 kere fazla ay eklemişlerdir. Romalıların başlarda Mart ayıyla başlayan 10 aya bölünmüş yılları vardı, daha sonra 2 ay daha ekleyerek bir yılı 355 güne tamamlamışlar fakat gün sayısı az geldiği için zaman zaman ilaveler yapılmış, bu durum da karışıklığa sebebiyet vermiştir. Julius Caesar, bu kargaşayı nispeten önleyebilmek için MÖ 46 yılının 445 gün olduğuna dair emir vermiş ve gelecek yılları 365 güne sabitlemiştir (Julius Caesar’ın Mısırlı astronomlara yaptırdığı bu takvime göre bazı aylar 30, bazı aylar ise 31 gündür. Yıl, Mart ayıyla başlar ve buna göre Şubat, yılın en son ayıdır. July/Julius adını taşıyan Temmuz ayı, 31 gündür. Buna göre en son ay Şubat 29 gün olması gerekirken Caesar’dan sonra hüküm süren Roma İmparatoru Augustus da kendi adını bir aya verir ve Ağustos ayını 30 günden 31 güne çıkarıp Şubatı 29 günden 28’e düşürür.). Esasen dünyanın güneşin etrafındaki yörüngesini tamamlayışı 365 gün, 5 saat, 49 dakika (takribi 365.25 gün) sürdüğüne göre her yıl takribi çeyrek gün kaybedilmiştir. Bunun için Caesar, her dört yılda bir Şubat ayına bir gün eklenmesini emretmiş ve buna artık yıl denmiştir. O zamanlar Şubat ayı 29 günken dört yılda bir 30 gün olmuştur. Bu takvim, Julius Caesar’a atfen, ‘Julian Takvimi’ olarak adlandırılır. Augustus’la, Ağustos ayı 31 güne çıkınca o zamanlar yılın en son ayı olan Şubat 28 güne düşmüş ve dört yılda bir 29 gün olmuştur. Ancak 5 saat 49 dakika tam tamına çeyrek gün etmediği için bu küçük hesap yanlışlığı, birkaç yüzyıl içinde on güne kadar çıkmıştır (her 128 yılda, bir fazla gün). 1582’de Papa Gregory, o yıl Ekim ayında 11 gün düşülmesi gerektiğini söylemiştir. Bu değişiklik, Katolik olmamasından dolayı İngiltere ve Amerika’daki kolonilerinde 1751 yılına kadar uygulanamamış ancak uyum sağlayabilmek amacıyla o tarihte, söz konusu ülkelerde de gerekli gün sayısı düşülmüş ve uyum sağlanmıştır. Böyle bir hatanın tekrarlanmaması amacıyla her dört yılda bir Şubat ayına bir gün eklenip artık yıl olarak hesap edilirken sonu çift sıfırla biten yıllara artık yıl ilave edilmemesine karar verilmiştir. Bu günle ilgili esaslar şöyledir:

       Dörde bölünebilir yıllar, artık yıllardır. Yüze bölünebilir yıllar, artık yıl değildir. Dört yüze bölünebilir yıllar, artık yıllardır.

       Romalılar tarafından Ocak ayına, Kapıların Tanrısı Janus’a ithafen, ‘Januarius’ adı verilmiştir. Latince janua, kapı anlamına gelir. Ocak ayında Janus’a şarap ve yiyecekler sunulurdu.

       Şubat ayı, geçmişte yılın en son ayıydı ve adı, Latince arınma anlamına gelen Februare’den gelmekteydi. Arınma ayıydı.

       Mart ayı, Romalılarda Savaş Tanrısı Mars’a ithaf edilmişti. Bu aya ayrıca, lencten monath (uzayan ay) da denilmiştir zira bu ayda günler hızla uzamaya başlar.

       Nisan ayı, Roma’nın Güzellik Tanrıçası Venüs’ün ayıdır. Bu aya Romulus tarafından 30 gün verildiği söylenir. Daha sonraki kral ona 29 gün vermesine rağmen Caesar, Nisana tekrar 30 gün vermiştir. Bu adın (İngilizce April), Aphrilis (Yunan Güzellik Tanrıçası Aphrodit)’ten geldiği söylenir.

       Mayıs ayı; ayın ilk günü kurban verdikleri, Atlas ve Pleione’nin yedi kızından biri olan Maia’ya ithaf edilmiştir. Maia, tanrıların habercisi olan Mercury’nin annesidir.

       Haziran ayı, Jupiter’in karısı Juno’ya atfedilmiştir. Juno evliliğin tanrıçası olduğu için bu ayda evlenmek uğurlu sayılmıştır.

       Temmuz ayı, başlarda ‘Quintilis’ (beşinci ay) olarak adlandırılmıştır. Bu da yılın o zamanlar Mart ayıyla başladığını göstermektedir. MÖ 44’te Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Julius Caesar’a ithafen, ‘Julius’ (İngilizce July) olarak değiştirilmiştir.

       Ağustos ayı, daha önceleri ‘Sextilis’ (altıncı ay) olarak anılırken Caesar’ın katledilmesinden sonra başa geçen Caius Julius Caesar Oktavianus’a (Agustus Majesteleri) ithafen, hayatının en şanslı gelişmelerinin bu ayda gerçekleşmesi (konsül seçilmesi, düşmanlarına karşı kazandığı zaferle üç defa Roma’ya dönüşü, Mısır’ın Fethi gibi) sebebiyle ‘Augustus’ olarak değiştirilmiştir. Bu ay 30 günken Şubattan bir gün alınarak (Şubat, 29 günken 28 gün olmuştur.) 31 güne çıkarılmıştır. Bu imparatorun zamanında Virgil, Horace, Ovid, Livy gibi Roma’nın en ünlü şair ve yazarları yetişmiştir.

       Eylül (September), yedinci aydır.

       Ekimde, Atina’nın 12 mil ötesinde Elensis kentinde, Yunan Tanrıçası Demeter adına bir festival düzenlenirdi. Demeter’in Roma’daki adı, Ceres’ti. Bu tanrıça ekinin ekilmesinin, ziraatın tanrıçasıydı; ekinleri o korurdu. Demeter, Eski Yunancada ‘Toprak Ana’ demekti. Ayrıca, İngilizcedeki cereal (tahıl) kelimesi de Ceres’ten gelmektedir.

       Kasım ayının 13’ünde Romalılar, Baştanrı Jupiter (Yunan’da Zeus) adına festivaller düzenlerlerdi. O da Olympos Dağı’nın tepesindeki evinden, kızınca yıldırımlar yağdırırdı.

       Aralık: Roma yılının bu onuncu ayı (Saturnalia)nın 17’sinde Saturn adına büyük bir festival düzenlenirdi.”[44]

 

       İSLAM TAKVİMİ

       “Bu takvimde ayın başlangıcı, belli bir bölgede dolunayın görülmesiyle başlar. Hava şartlarına ve gözlemcinin görüş hassasiyetine dayanır. Hz. Muhammed’in, ailesi ve inananlarıyla Mekke’den Medine’ye hicret ettiği, ilk ay gözlemine dayalı, ilk dolunaydan başlayan ay; tarihin başlangıç noktası olarak alınır. 639’da II. Halife Ömer-ibn-al-Katip (592-644) tarafından uyarlanmıştır. İslam Takvimi’nde gün, gün batımıyla başlar. İslam Takvimi, değişmez ve kesin bir şekilde ayın dönencesine dayanır. Bu sebepten dolayı her yıl, güneş yılına göre takribi 11 gün kısadır. Ramazan (Ramaddan) ayının ve dinî bayramların tarihleri ayın hareketiyle çok sıkı bağlantılı olarak değişir. İslam Takvimi’nin ekvatora yakın bölgelerde uygulanmasından dolayı yıllar arasındaki mevsimsel farklılaşmalar belirgin olmamıştır. Böylece, diğer bölgelerde hissedilen mevsimsel kaymaların hoş olmayan sonuçlarıyla karşılaşılmamış ve halkın yaşamı etkilenmemiştir. Bu nedenden olmalı ki fazla bir uyarlamaya gerek duyulmamıştır.”[45]

  

       İslam Takviminde Ayların Adları

       Muharram (Muharrem), Safar (Safer), Rabi’ al- awal (Rebîulevvel), Rabi’al Thaany (Rebîulâhir),  Jumaada al-awal (Cemâziyelevvel), Jamaada al-Thaany (Cemâziyelâhir), Rajab (Recep), Sha’baan (Şaban), Ramadan (Ramazan), Shawwal (Şevval), Dhu al-Qi’dah (Zilkâde), Dhu al-Hijjah (Zilhicce).

 

       YAHUDİ TAKVİMİ (Aylar ve Bayramlar)

       . Tishri: 1-2 Rosh Hashanah (Yahudi Yeni Yılı), 10 Yom Kippur (Telafi Günü), 15-23 Succoth (Çadır Tapınak -Tabernacle- Şöleni). Eski Ahit’te anlatıldığı üzere Museviler, Mısır’dan çıktıktan sonra Rab’bın direktifi ve çok detaylı tarifiyle, taşınabilir bir çadır tapınak yapmışlar, çöldeki göçleri sırasında bu tapınağı ve Ahit Sandığı’nı oradan oraya taşımışlar, hatta tapınağın üzerideki bulut onlara gitmeleri gereken yolu göstermiş, onları konaklama ve tekrar yola koyulma konusunda yönlendirmiştir. Yerleşik toplum olduktan sonra uzun bir müddet sabit bir tapınak inşa etmemişler, I. Krallar Döneminde Rab, Kral Süleyman’a birinci tapınağın detaylı planlarını verip onu inşa etmesini istemiştir. Böylece Kral Süleyman, Hiram Usta’nın da yardımıyla birinci tapınağı inşa ettirmiştir.

       . Heshvan

       . Kislev: 25 Hanukkah

       . Tevet

       . Shevat

       . Adar: 14 Purim

 

       . Nisan: 15-22 Pesach

       . Iyar

       . Sivan

       . Tammuz

       . Av

       . Elul

       Yahudi Takvimi, dünyanın Yaratılış Günü göreneğine dayanır ve güneş ile ayın devinimiyle ilişkili olmasına karşın daha çok, ay dönencesine bağımlıdır. Bu takvime göre her ay 29 veya 30 gündür ki bu da ortalama ay devinimi hesabına uymaktadır. On iki ay devinim süresi, toplam 354 gündür ve bir güneş yılından takribi 11 gün daha kısadır. Bu durum, yıl yıl, güneş yılına göre önemli ölçüde gerilemeye neden olur. Buna rağmen Yahudi bayramlarının tarihleri (Gregoryan Takvimi’ne göre) yıl içinde değişmez. Gerilemeyi düzeltmek amacıyla kabaca her üç yılda bir, takvime Adar II ayı ilave edilir; her 19. yılda başka değişiklikler de yapılır. Bütün bu düzenlemelerden sonra Yahudi güneş yılı her yıl için 4 dakika daha azdır, bu da her milenyum için takribi dört buçuk gün geriden takip demektir. Yahudi Takvimi de eskiden aynı İslam Takviminde olduğu gibi ayın hareketinin yakından incelenmesine dayanıyordu (Belki de bu uyarlamanın bir nedeni, yüzyılları kapsayan diasporadaki yaşantıya uyum sağlamaktır.). Takvim hakkındaki tüm kararlar, Kudüs’te ‘Sandherin’ adı verilen yüce mahkemece Sod Haibbur tarafından alınıyordu. Bu komite, hesaplamalarında astronomi alanındaki araştırmaların yanı sıra, meteorolojik ve zirai şartları da hesaba katıyordu. Dinî şartlar yerine getirilirken güneş takvimine de uyarlama yapmak amacıyla ara hesaplar yapılıyordu. 70 yılında ikinci tapınağın yıkılışından sonra bu görev, bölgesel sinagoglara devredildi. Karar mekanizmasının merkeziyetçilikten ayrılması, dinî kutlamaların değişik bölgelerde, değişik zamanlarda yapılmasına yol açtı. Bu da tüm Musevilerin, bayramları aynı zamanda kutlayabilmeleri amacıyla günlerin eklenmesine neden oldu. Örneğin; Nisanda kutlanan Pesach’a sekizinci gün ilave edildi. Bu nedene dayanarak 4. yüzyılda Patriarch Hillel II, takvimde uyarlamalar yaptı. Haftanın sadece 7. gününün Sabbath olarak adı vardır, diğerleri adlandırılmadan ziyade numaralanır. Bir gün 24 eşit saate,  her saat, 1080 helek’e (çoğulu halakim) bölünür. Gün, dinî nedenlerden dolayı gün batımıyla biter ve başlar. Takvime dayalı ayarlamalarla Kudüs’te gün, sabah 6.00’da başlar. Buna göre saat 6.00 gece yarısı, öğlen ise 18.00’dir.[46]

 

       IV. SONUÇ

       Bu araştırmada eski medeniyetlerin uzay-zaman anlayışını çeşitli kültürlerden oluşan geniş bir yelpazede inceleyerek kavramaya, bilimsel bakış açısını da araştırmamıza katmaya çalıştık. Dünyanın çeşitli bölgelerinde hüküm sürmüş geçmiş medeniyetlerde hemen hemen aynı hikâyenin değişik veya çok benzer bir sembolik dille anlatıldığını gördük. Aslında bilim, sanat, inançlar, felsefe birbirinden ayrı değildir; hepsi bir piramidin tepe noktasında birleşir ve aynı gerçeği söyler. Eğer biri diğerine uymuyorsa olgulardan biri yanlış veya eksiktir. Felsefe, sanat, inançlar geçmiş kültürlerin mitolojilerindeki sembolik anlatımlarda mevcuttur. Nesiller boyu süren bu aktarımlarda hikâyelerin uğradığı erozyon ve yanlışlıklar da göz ardı edilmemelidir. Asıl mühim olan; ait oldukları kültürlerin detaylı incelenmesi, daha sonra da bu kültürlerin ve anlatımların karşılaştırmalı incelemeye tabi tutulmasıyla bu sembolik anlatımların mümkün olduğunca doğru deşifre edilmesidir.

       Yeryüzünde kim bilir bundan önce kaç defa iç içe devirler tekrar etmiş, büyük dönenceler yaşanmış; büyük bilimsel ve teknolojik gelişmeye sahip, medeniyette ilerleme kaydetmiş büyük uluslar dönencelerin sonunda gerilemiş, coğrafi değişikliklerin sonucunda da büyük uluslar küçük kabilelere bölünmüştür. Kabileler birbirleriyle savaşırken ve zaman içinde birleşip yeni medeniyetler kurma yolunda ilerlerken insanlar yaşam mücadelesi içinde geçmiş medeniyetleri, bilim ve teknolojideki gelişmeleri tamamıyla unutmuşlardır. Geriye bazı kırıntılar, tutunabilecekleri, nesilden nesile aktarılan sembolik anlatımlar kalmıştır. İnsanlar da bu anlatımların izini takip ederek onların üzerine yeni medeniyetlerini kurmuşlardır. Bilim ve teknolojideki eski gelişmelere gelince; kabileler hâlinde günlük yaşam mücadelesinin verildiği ara dönemde, teknolojinin gerektirdiği silsileler hâlinde birbirine bağımlı faktörlerin birçoğu ortadan kalktığı (elektrik üretiminin mümkün olamaması, yedek parça olmaması gibi) için bilimsel gelişmelerin kullanımı imkansız hâle gelmiş, insanlar en ilkel şartlarda hayatta kalabilmeyi bile yeterli görmüş ve bunun sonucunda da artık işlevini yitirmiş olan geçmiş bilim ve teknoloji tamamen  kaybolmuştur. Yeni medeniyetlerin kurulması aşamasında ise nesilden nesile aktarılan sembolik anlatımlarla kırıntılar hâlinde gelen tinsel bilgi mevcut olmasına karşın bilim ve teknoloji alanında her defasında yeni baştan bir gelişme sürecine girilmiştir. Hatta bazı durumlarda bir önceki dönencedeki medeniyetin izlediği bilimsel yoldan ayrı bir yol izlenmiştir (Eski Mısır Medeniyeti’ni anlatırken J. A. Livraga’nın Teb adlı eserinden yapılan alıntıda, Atlantis’in bugünkü bilimin aksine, enerjiyi maddeye dönüştürdüğünden bahsedilmiştir.

       Tin ve bilim aslında aynıdır, aynı olgunun değişik yüzleri gibi gözükseler de bir noktada birleşir ve ikisi de Tanrı’nın Yasası’nın içinde yerlerini alırlar. Tanrı’nın Yasası’nın unsurları arasında tam bir mükemmeliyet ve iktidar (omnipotent) mevcuttur, unsurların kendi aralarında ayrılığa düşmeleri söz konusu değildir. Eğer tin ve bilim uyuşmuyorsa ya tin yanlış algılanmış ya da bilim henüz eksiktir. İkisinin de doğruluğunun ispatı, bir diğeriyle uyumlu olup olmamasına bakılarak yapılabilir. Tini anlamak için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur; zaten mevcut olanı yeniden keşfetmek lüzumsuz olduğu kadar, hata riskini de arttırır. Yunan mitolojisine göre Prometheus, Ölümsüz Demirci Hephaistos’un ocağından ateşi çalıp insanlara vererek onlara yardım etmiş, bunun sonucunda da Kafkas Dağları’nda cezalandırılmış; Zeus’un ölümlü bir kadından olan oğlu ve Hera’ya Tiryns Kralı Eurystheus’un emrettiği (sembolik olarak astrolojiye ilişkin) on iki görevi başarıp ölümsüzleşen Herakles tarafından kurtarılmıştır. Prometheusun insanlığa verdiği ateş, onu vücudu ve duygularından ibaret zindanından kurtarabilecek “bilinç ışığı”nı temsil etmektedir (Bilinç sorumluluk getirir, artık insanlar kendi kaderlerini inşa ederler, bunun için artık 12 burç gerekli olmuştur.). İnanışa göre kimi insanlar bu bilinç ışığından nasiplerini almışlar, kimileri ise içlerinde saklı kalmış olan bu ışığın hâlâ farkına  varamamışlardır. Ta Prometheus’a dayanan ve tanrısallıktan çalınan bilinç ışığı, eski anlatımlarda zaten mevcuttur. Hakikat’i anlayabilmek için kadim anlatımlara başvurmak, onların sembolik anlatımlarını layıkıyla çözebilmek yeterlidir. H. P. Blavatsky’nin söylediği ve gerçekleştirdiği gibi çeşitli çiçekleri, toplayıp demet hâline getirdikten sonra bir vazoya koymak gerekir. Yoksa dünya yüzünde yeni olan, bilinmeyen bir şey yoktur; sadece var olanı ortaya çıkarmak gerekir.

       İç içe dönenceler ve devirler boyunca insan, ruhsal yolculuğunda yalnızca kendisinin inşa ettiği yolda yürümüş; kimi zaman madde zenginliği içinde, konforlu binalarda, araçlarda, iletişim kolaylıklarıyla yaşamış, kimi zaman ise mağaralarda, ağaç kovuklarında kabileler hâlinde yaşayarak, günlük barınma ve yiyecek ihtiyacını temin etmek amacıyla mücadele ederek ama bütün bunlara, değişen inişli çıkışlı hayat şartlarına rağmen ruhsal olarak daima ileriye giderek evrim yolculuğuna devam etmiştir.

       Dönencelerde devirler başlar, yükselir ve sona erer. Bilim ve teknikte çok ileriye gitmiş olmak, o toplumdaki insanların illaki ruhsal açıdan da aynı şekilde ilerlemiş olduklarını göstermez (Bu, sadece çağımızın yanılsamasıdır.), bu böyle olabilir veya olmayabilir. Maddi yaşam şartları ve ruhsal evrim tamamıyla birbirinden bağımsızdır; birincisi kanılarımızın geçici kavramı, ikincisi ise ölümsüz olan mutlak gerçekliliktir. Hatta devir geçişlerinin tam olarak senkronize bir şekilde yaşanmadığı dünyamızda kâbileler hâlinde yaşayan, belki de büyük bir medeniyetin arifesinde olan bir topluluk, maddi konfor içinde önceki bir devrin sonuna yaklaşmış bulunan diğer bir topluluktan ruhsal evrim açısından çok daha ileride olabilir. Ruhsal yolculuk, büyük değişiklik gösteren çeşitli şartlarda devam edebilir. Bu dönemde dünyamızda geçici teknolojik gelişmelerin sarhoşluğuyla bilinç ışıklarını yakamamış ve kendileriyle, her türlü şartta asıl ve kalıcı olan ölümsüz, tinsel yanlarıyla ilgilenmeyen insanlığın, dönence sonundaki yaşam şartlarında tutunacak dallarının kalmadığını fark etmesi, ne kadar da hazin olacaktır.

       Burada, iki filozofa kulak verelim. Delia Steinberg Guzman,[47] Maya’nın Oyunları-Yanılsama ve Gerçek adlı eserinde yer alan “Zaman” makalesinde şöyle der: “Zaman uzay gibi bir enerji biçimidir. Uzay bedenlere hizmet eden, zaman ise ruhlara hükmeden boyuttur. …Zamanı ölçmeyi başardığımız düşüncesinin verdiği tatmine rağmen bu başarının o kadar büyük olmadığını gözlemlemeliyiz. Bu doğru olmuş olsaydı fiziksel, psikolojik, zihinsel veya tinsel zamanın birbirinden farklı sürmesi söz konusu olmazdı. Kolumuzdaki saatin bir saati, acının veya hoşnutluluğun bir saati ile aynı değildir; ıstırabın bir saati, zevkten alınan bir saatten çok daha uzundur. İlginç bir kitap okuyarak geçirilen bir saatin de nasıl geçtiği fark edilmez; sevmediğimiz bir şey üzerine çalışarak geçirdiğimiz bir saat, bize sonsuz gibi gelir. Tinsel gelişimle geçen bir saat çok kısadır, az evrilmiş olmamızın getirdiği vicdan azabı ve üzüntüyle geçen bir saat ise bir yüzyıl gibidir. …Bu nedenle hâlâ zamanı ölçmüş değiliz. Çeşitli saat ve dakika türleri vardır ve hepsi de aynı araçla algılanamaz; dahası her zaman türü, bizde aynı etkileri bırakmaz. Saatler, yılların geçişiyle bizi herhangi bir konuda profesyonellere ve âlimlere dönüştürebilir. Bununla birlikte pek çok bedenlenme boyunca evrilmemize yardım edebilecek yegane zaman, ruhsal zamandır. Düşünmeyen, bize göre daha az hisseden bir ağacı düşünün: Ölü yapraklarına ağlamaz, aksine gelecek baharda uyanacağından emin olarak kışın mutlu ve çıplak bir biçimde dinlenir. Zamanın getirdiği değişimlerin hepsinin kökeninde ne yaşlılık ne de ölüm vardır, bunların kökeninde ebedî gençlik bulunur…”

       Sri Ram’ın[48], Human Interest (İnsan İlgileri) eserinde yer alan “Zamanın Peçesi” yazısından yaptığımız bir alıntıyla, zamanın sınırları içine hapsolunamayacak bu konuyu burada bitiriyoruz:

       “Mistik50 Yıldız’ın ışınları, evreni oluşturur; kendisi, ışığın ve yaşamın kaynağıdır. Her fiziksel yıldızın bir güneş olduğunu biliyoruz. Mistik Yıldız, evrenin merkezi Ruhsal Güneş’tir. Uzaklığından dolayı bir yıldız gibi görünür. Bu uzaklık, astronomik evrende olduğu gibi boşlukta değildir ancak zaman ve tezahürdeki uzaklıktır. Her birimiz, aslında ışığın ve güzelliğin spritüel bir küresiyiz. …Zamansal olarak bu geçerliyse sonsuzluğa ait bir bilinçliliği kavrayabiliriz; geçmişin, şu anın ve geleceğin birlikte olduğu bir noktadır çünkü o noktada, bildiğimiz kadarıyla zaman bulunmamaktadır. …Eğer zaman bir yanılsama ise gelecek şu an var olmakta, şu an ve geçmişle birlikte. İçimizdeki kutsal insan daha şimdiden var olmakta, zamanın sınırlamalarının dışında, gelecek görkem ve parlaklığıyla! …Geleceği şu andan ayıran, zamanın peçesidir. …”

 

YUNAN MİTOLOJİSİ

Aynen diğer mitlerde gördüğümüz gibi sembolik bir anlatımla nedenselliği evrime dayanan, geniş açılı bir uzay-zaman ilişkisini öykülemektedir. Diğer mitlerde anlatılan konularla paralellik gösterir, zaten aksi nasıl mümkün olabilir ki?  

       Titanlar’da tanrıların yaratılışı: Kaos (düzensizlik) denilen başlangıçtaki boşlukta, ilk üç ölümsüz varlık ortaya çıktı (Teos düzeni, kozmosun kuruluşundaki tanrısal oluşum): Gaia (Toprak Ana), yeraltı dünyasını yöneten Tartaros ve eşsiz güzelliği birçok tanrının yaratılışına esin kaynağı olan Eros (Aşk). Daha sonra Gaia, eşi olmadan Uranos’u (Gökyüzü Baba) doğurdu. Gaia, aynı zamanda Qurea (Dağlar) ile Pontos’u (Deniz) doğurdu. Gai ile Uranos evlendi; ilk ölümsüz çocukları, üçüz, yüzer kollu devlerdi ve her omuzda elli kolları vardı (Bu da cennetten yer altına, dünyaya kovulduktan sonra Aztek Güneş Takvimi’ndeki, dünyadaki insan evrim skalasının bir ve daha sonraki gelişmelerle ikinci devresine denk geliyor olabilir.). Ondan sonraki ölümsüz çocukları Üçüz Kyklop’lardı. Her birinin alnının ortasında sadece bir göz vardı (Bu olayın da yine cennetten yeryüzüne kovulduktan sonra Aztek Güneş Takvimi’ne göre insanın üçüncü evrim skalasının başına ve ortalarına denk gelmesi mümkündür. Homeros’un Illiad ve Odyssey anlatımında, Troya (Truva) Savaşı sonrası Odysseus’un vatanına geri dönüşü sırasındaki maceralarını anlatan Odysseus’un Yolculuğu’nda, arkadaşlarıyla tek gözlü dev Kyklop’un mağarasına sığınmasını hatırlayalım.). Kykloplar zanaatçılıkta ustaydılar ve daha sonra Olympos Dağı üzerinde tanrılar için saraylar inşa ettiler. Uranos, bu altı çocuğun korkunç gücünden ürktü; her çocuk doğduğunda elini kolunu bağlayarak Gaia’nın bağrına, toprağın derinliklerine (yeryüzüne, dış helezonik katmanlara doğru) fırlattı (Bu da ilk cennetten kovuluşu anlatıyor olmalı. Zaman içinde ölümlü fakat bize nazaran çok daha uzun ömürlü bir yaşama ve üreme ortamına geçiş ki başlarda belki bizlerden çok daha farklı bilimsel bir sistemle de olabilir bu geçiş.). Her çocuk 9 gün 9 gece boyunca düştü (Platonik Yıl’ın 8 katmanın döngüsünü içerdiğini düşünürsek bu ifade, Platonik Yıl’ın iki üst civarı katmanını ifade ediyor olabilir, ayın dünyadan kopmuş bir parça olduğunu ve ikisinin de aynı katmanda, birinci katmanda olduğunu düşünürsek... Astrolojik bir inanca -Al Ghazâlî-[41] göre cennetin 8. katmanın üstünden başladığı söylenmekte, burçların da bu katmanın hemen üstünde olduğuna inanılmaktadır[42]. Ayrıca, Hint felsefesine göre Brahma’nın 9 gün ve 9 gecesini veya her ikisini de içerebilir.). Her çocuk, doğumunun ardından Gaia’nın bağrına atıldıkça onuncu günde, hükümdarlarının adıyla anılan Tartoros’a (Dünya, yeryüzü olmalı.) indi. Uranos, yeryüzünde, güneş ışığının uzağındaki bu noktada Yüz Kollular ile Kykloplar’ı sakladı. Gaia buna öfkelendi ve sessizce intikam zamanını bekledi. Gaia ile Uranos’un diğer ölümsüz çocukları 13 Titan’dı; Helios-Güneş Tanrısı, Selene-Ay Tanrısı, Okeanos-Dünyayı Saran Nehrin Tanrısı, anneleri Gaia gibi kehanet tanrıçaları olan Themis ve Delphoi, zaman içinde evlenip Yunan tanrılarının ebeveyni olan Kronos ile annesi gibi yeryüzü tanrıçası olan kız kardeşi Rhea, dünyanın üstüne düşmemesi için gök kubbeyi tutan en güçlü titan Atlas (Mısır’daki Shu gibi), suyla çamurdan ölümlü insanı ortaya çıkaran Prometheus, ilk ölümlü kadın -Pandora- ile evlenen Epimetheus.